17 Şubat 2012 Cuma

Hz. Mevlana ve Nasreddin Hoca'ya farklı bir bakış


Sevgili eşimin kaleminden çok hoş bir yazı. Keyifle okumanız ve yorumlarınızla katkıda bulunmanız dileğiyle...
Gönül insanı Mevlana, güldürü üstadı Nasreddin Hoca. İkisi de bu coğrafyada yaşamış bu iklimin insanlarına yön vermiş bu coğrafyanın ortak aklı ile seslerini dünyaya duyurmuş manevi şahsiyetler. Şimdiki akıl muvazenemizle her ne kadar her ikisi içinde farklı roller biçmiş olsak da aslında o zaman için bu iki önemli şahsiyet de çevrelerine aynı minvalde ışık tutmuş insanlar. Aynı tarz olaylara ya da düşüncelere yaklaşımlarında Nasreddin Hoca daha çok "olan" yani mevcut durumu vurgularken Mevlana olması gerekenden yola çıkarak bir şeyleri anlatmışlardır. Herkes tarafından bilinen söylemlerine bir bakacak olursak bunu daha net algılayabiliriz.
Hoca Nasreddin "Ye kürküm ye derken", Rumi "Ne insanlar gördüm üzerlerinde elbise yok ne elbiseler gördüm içinde insan yok" demiştir. İki yaklaşımın da aslına bakarsak maddeden daha çok "öze" yani insana değer veren ya da verilmesi gerektiğini vurgulayan yaklaşımlardır. Fakat Hoca duruma biraz da sitemkar yaklaşarak bu gerçeği olduğu şekliyle gözler önüne sermiştir.
Yine Mevlana "Pergel gibiyiz; bir ayağımız sımsıkı şeriata bağlı, diğer ayağımızla yetmiş iki milleti dolaşıyoruz" diyerek aslında değerlerine bağlı bir insanın yada toplumun kendisine güvenmesi gerektiğini; bu sayede tüm insanlık içinde muteber olacağını vurgularken Nasreddin Hoca ise kendisine sorulan dünya merkezine ilişkin bir soruya müthiş bir özgüvenle eşeğimin ayağını bastığı yerdir cevabı verebilmiştir.
Başka bir rivayette; Nasreddin Hoca'nın, (Allah’ım bu sıkıntıyı benden alma) diye dua ettiğini duyanlar, Hoca'ya sorarlar:

             - Niçin böyle dua ediyorsun, sıkıntının kalması için hiç dua edilir mi?

               Hoca cevap verir:

            - Allahü Teâlâ her sıkıntıdan sonra ferahlık, her ferahlıktan sonra sıkıntı vaad ediyor. Ben bu sıkıntıya alıştım, yeni gelecek sıkıntının ne olacağını bilmiyorum, ya sabredemeyeceğim bir sıkıntı olursa. Onun için bu sıkıntının kalması için dua ediyorum.
Diğer taraftan Mevlana der ki, "Derdin yoksa dert ara". Bu sözden hareketle her iki şahsiyetçe de dünyada dertsiz insan olmayacağı, her insanın aslında taşıyabileceği ölçüde bir derdi olduğu görüşünü benimsenmektedir. Başka bir bakış açısıyla bakarsak insanı insan yapan değerin dertlenmek olduğunu söyleyebiliriz. Kendi derdi olmasa bile insanlığın derdiyle dertlenmeyene insan mı denir?
Bu örnekler çoğaltılacağı gibi Anadolu insanının manevi dünyasında yer etmiş diğer gönül adamları da incelenebilir. Fakat şu bir gerçek ki bilim dünyasında her ne kadar trene geç binmiş bir milletin evlatları olsak da insanı anlamada ve manevi zenginlik anlamında batı dünyasına tur bindirmiş durumdayız. Asıl düşünülmesi gereken ise ayaklarımızın eskiden olduğu gibi hala kendi birikimlerimize basıp basmadığıdır.

3 yorum:

bir kase lezzet dedi ki...

bilim dünyasında her ne kadar trene geç binmiş bir milletin evlatları olsak da insanı anlamada ve manevi zenginlik anlamında batı dünyasına tur bindirmiş durumdayız.

TEŞEKKÜRLER CANIM ÇOK HOŞ YAZI
ELLERİNE SAĞLIK BENİM BU SÖZ ÇOOOOK HOŞUMA GİTTİ
:)
MUHABBETLE KAL

♥pemb€sinti♥ dedi ki...

çok güzel bir yazı eşinede sanada tşkler canım..

aylin dedi ki...

aralarındaki durumu hiç düşünmemiştim bugüne dek.
hoş bir yazı olmuş kaleminize sağlık.
sevgiler.



kelime doğulamayı kaldırırsanız yorum bırakmak çok daha kolay olacak bizim için.teşekkürler.